Eniştemin bebeği.

Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Her şey o gün o hastanede başladı. Amsterdam’da Amc hastanesinin güzel döşenmiş bir odasında… Ablam bebek bekliyordu. Fakat riskli hamilelik sürecinde, hesapta olmayan aşırı sancıları nedeniyle hastaneye yatırmak zorunda kalmıştık. Ben doğuma bir ay kala, hem gezmek hem de ablama yardımcı olmak amacıyla erken gitmiştim yanlarına… Annem doğum sırasında ve sonrasında ablamın yanında kalacak, ben de dönüp üniversiteye başlayacaktım.

Akşama kadar tahliller, tetkikler sürdü. Akşam olunca eniştemle ikimiz ablamla vedalaşıp sabah tekrar gelmek üzere eve döndük. Yanında kalmamıza gerek yokmuş. Ablamın iki yanında iki elini tuttuk. Ablamın enişteme

“Sana emanet, bir şey yapma sakın. Yaparsan da canını yakma, üzme. Hesabını sorarım sana… “ demesi garibime gitti. İkisinin de yüzüne baktım, birbirlerine bakıyorlardı.

“Merak etme, daha küçük o…” dedi eniştem…

“Ben de onun için korkuyorum zaten… Senin bayıldığın gibi… Küçük…”

Eniştemle hastane içindeki şirin kafede bir şeyler yedik sessizce, sonra da dışarı çıkıp arabaya bindik. Aklımda hala o vedalaşma sahnesi vardı. Dayanamayıp,

“Enişte, ne konuştunuz öyle ablamla?” diye sordum sonunda… Dikkatini yola vermiş görünüyordu, bir süre yanıtlamadı. Sonra,

“Amaann… Ablan işte… Pireyi deve yapar. Olmadık şeyler… Boş ver onu sen… Ne yapalım, nereye götüreyim seni bebeğim?”

Her zamanki gibi bebeğim diye hitap etmiş, bitirmişti beni… Çok severdi beni eniştem, ben de onu… Böyle bebeğim, canım, bir tanem diye konuşmalarına bayılırdım. Lise sonda oğlanlarla öpüşüp koklaşırken hep eniştemi hayal ederdim oldum olası…

“Üstüm başım müsait değil enişte, eve gidelim.” dedim. “Hem bebeğim deyip durma artık bebek değilim, üniversiteye başlıyorum” dedim.

“Bir, üstün başın sorun değil, hemen ilerde alışveriş merkezi var. Ne istersen alırız. İki, sen benim bebeğimsin. Ne kadar büyüsen, evlensen bile benim bebeğim olarak kalacaksın” dedi. Elini uzatmış, sevgiyle bacağımı okşuyordu bunları söylerken…

İçim hop etti. Gözlerimi kapatıp bacaklarımı okşayan elinin verdiği hazzı uzatmak, bu anı hafızama kazımak istedim bir süre… Araba kırmızı ışıkta durup gözlerimi açtığımda eniştem de bana bakıyordu. Yüzüme değil ama…

İstemsizce başımı eğip baktım. O bacaklarımı okşayan el, içimdeki fettan Gül’ü uyandırmıştı. Sabah aceleyle üstüme sütyensiz geçirdiğim incecik günlük tişörtümden istekle kabaran meme uçlarım belli oluyordu. Altımdaki kot pantolonun yırtıklarından bacaklarımın tüylerinin kabardığını görebiliyordu eniştem… Mırıldandım, nereye baktığını anladığımı belirtircesine,

“Sabah aceleyle çıktık. Adamakıllı giyinemedim.” dedim. Hala kırmızı yanıyordu. Bana döndü gövdesinin üstüyle, bu kez her bir yanımı içercesine, süzerek bakıyordu.

“Sen her türlü, her halinle güzelsin bebeğim.” dedi boğuk bir sesle… “Giyinsen de, giyinmesen de güzelsin, seksisin. Tam bir l****asın.” Çatallı bir sesle gülmeye işi şakaya vurmaya çalıştım. Hala bacağımın üzerinde duran eline vurarak,

“Aman eniştee… Abartma lütfen…” Gözlerini hiç çekinmeden baktığı tişörtümden, kabarık meme uçlarımdan kaldırıp gözlerime dikti,

“Gül… İnan abartmıyorum. Gerçekten çok güzelsin. Harika bir fıstıksın sen… Senin gibi bir baldıza sahip olmak her enişteye nasip olmaz. Her şeyinle bir içim su gibisin…” İçim kıpırdanmaya başlamıştı. Bu trafik lambası hiç yeşil yanmıyor mu acaba diye düşünürken yine şakalaştım, gülerek,

“Anlaşılan ablam seni epey yalnız bırakmış enişte… Bu bakışlar ne böyle?”

Eniştem gülmedi. Gözlerime bakıyordu. Bakışları aşağıya kaymaya başladığında ürpererek derin bir nefes aldım. Bu hareketimle zaten kabarmış göğüslerim yukarıya kalktı iyice… Enişteme ziyafet…

“Gül… Sorma Gülüm…” diye başlamıştı ki, arkadaki arabadan kısa bir korna sesi geldi. Yeşil yanmıştı. Eliyle bacağımı şöyle bir sıkıp bıraktı, vites topuzunu kavradı. Hareket ettik.

“Neyi sormayayım enişte?” dedim inadına… Yan gözle baktı, saflığımdan sorduğuma kanaat getirdi sanırım,

“Ablan hamile biliyorsun. Çok riskli bir doğum yapacak. Doktor cinsel ilişkiyi yasakladı. Kaç aydır yalnızım Gül.”

“Ah…” dedim anlayışlı bir tavırla…

“Ah ya… Hiç sormuyorsun, enişte halin nedir diye…” Güldüm ben de,

“Sorayım o zaman enişte, halin nedir?”

“Sen şeytanın kıç bacağısın Gül. Aslında anladın meseleyi de… Anlamamazlıktan geliyorsun. Kızdırıyorsun beni…”

“Anlamadım enişte. Söylesene…” Hep şakalaşırdık eniştemle… Üstü kapalı, lastikli cinsel göndermeler yapardı, ben de kahkahalarla gülerdim anlattıklarına… Kaç göç yoktu aramızda… Her şeyi, her konuyu konuşabilirdik. Benim lise aşklarım, oğlanlarla fingirdemelerim… Ablam ve eniştem hepsini bilir, bana tavsiyelerde bulunurlardı.

“Anlasana kızım… Kaç aydır sevişmiyorum ablanla, haberin var mı senin?”

“Ee, üzüldüm ama, ben ne yapayım enişte? İkinizin sorunu bu… Sonra…”

Dönüp yüzüne baktım, kahkahayla gülerek,

“Futbol maçı değil ki bu, oyuncu sakatlanınca yedek kulübesinden maça gireyim…”

“Emin misin Gül?” dedi eniştem. Gülmüyordu. Ciddiydi. Ben de gülmeyi kestim. Bakışlarımı yola çevirdim.

“Ne diyorsun enişte sen?” dedim.

Bacaklarımın arasında karıncalanma başlamıştı. Eniştem cevap veremeden bir alışveriş merkezinin otoparkına girdi. Arabadan çıktık. Konuşmadan içeriye girdik. Kolumu sıkıca tutmuştu, beraber kadın giysilerinin olduğu kata yöneldik.

“Evden bir sürü giysi getirdim enişte.” dedim. “Daha valizi boşaltmadım bile… Masraf yapma istersen.” diyecek oldum, sözümü kesti.

“Masrafı dert etme sen bebeğim” dedi.

Görevli kızlardan biriyle Felemenkçe bir şeyler konuştu. Kız beni şöyle bir süzüp gitti. Ben etrafa bakınırken beş dakika sonra elinde bir sürü askı, giysilerle beraber geldi.

“Hadi şu kabine gir, dene bunları…” dedi eniştem. Gözlerim açılmıştı,

“Çok bunlar enişte, ne yaptın sen?” dedim.

“Aldırma dedim sana bebeğim. Hadi gir… Ben bekliyorum, yakışanları beraber seçeceğiz.”

Kızın ardından geniş bir kabine girdim. Rafın üzerine bıraktı elindekileri, perdeyi örtüp çıktı. Bir sürü etekler, bluzlar, iç çamaşırı paketleri… Soyundum. Eteğin birini elime aldım, kloş ekose minicik bir etek… İp askılı incecik bir bluz… Diğerlerini de şöyle bir kaldırıp baktım. Hepsinin ortak özelliği eteklerin boylarının mini, üstlerinse askılı, ince kumaştan, son derece dekolte giysiler olmalarıydı.

Ben bakarken kız tekrar giriverdi içeriye… Refleksle gerekli yerlerimi örtmeye çalışırken kız önce hollandaca, anlamadığımı görünce ingilizce “not problem”le başlayan cümleler kurdu. Bir yandan elindeki bir kaç çift yüksek ince topuklu ayakkabıyı yere, önüme yerleştiriyordu.

Baktım, baktım. Anlaşılan eniştem benim tam bir seksi l****a görüntüsüne bürünmem için hiç bir masraftan kaçınmayacaktı. Olay nereye varacak merak etmeye başlamıştım. Beni böyle giydirerek ne yapmak istiyordu bu adam? Benden ne bekliyordu acaba? Onun her zaman beni beğeniyle süzen, kanımı kaynatan yapışkan mavi bakışları geldi gözümün önüne…

Omuzumu silkeleyip giysileri tek tek denemeye başladım. Varsın ne istiyorsa oluversin. En nihayetinde benim eniştem, ne kötülüğü dokunabilir ki bana… Zaten bu yaşta okulda, dışarıda erkek arkadaşlarımla göreceğimi görmüşüm, bir sürü deneyim yaşamışım. sakarya escort Varsın benim yakışıklı eniştem de görüversin.

Bir kombin yapıp çıkıyor, aşırı seksi giysili yeni Gül’ü eniştemin hayran bakışlarına sunuyordum. Diz altı çıkan bir iki etek haricinde her gelen giysi onaylandı, yana ayrıldı. Bir kaç çift ayakkabı, tangasından stringine iç çamaşırları, jartiyerler, parlak, ipeksi, fileli, külotlu, jartiyerli, dizaltı bir sürü çoraplar…

“Şunları giy sen, dışarıya bunlarla çıkmanı istiyorum.” diyerek elindekileri uzattı eniştem.

Neyse, yarım saat sonra alışveriş merkezinden çıktık. Ben eniştemin kolunda yüksek topukların üzerinde düşmemeye çalışarak uzun bacaklarımı meydana çıkaran daracık mini etekle kırıta kırıta yürüyordum. Portakal büyüklüğünü geçmiş memelerim eniştemin dirseğinde, eniştemin kolu kum saati bedenime sarılmış vaziyette gidiyorduk.

Mağaza çıkışı kuaföre de uğramıştık. Eniştem yan koltukta saç sakal traşı olurken benim de saçım ve makyajım yapılmıştı aynı anda… O da mağazadan kendine ve mavi gözlerine çok yakışan açık mavi keten bir takım ve çıplak ayaklarına giydiği makosen bir ayakkabı almış, hemen giyivermişti.

Arabanın yanına geldik. Yolcu kapısını açıp girmemi bekledi. Hayran bakışlarla beni süzüyordu.

“Off… Çok güzelsin Gül… Bir içim su gibisin bebeğim…” dedi. Gülümseyerek

“Teşekkür ederim eniştecim. Sayende…” dedim.

Yolcu kapısının iki yanında, yüzlerimiz birbirine değercesine yaklaşmıştı. Hemen eniştemin dudağının kenarına bir öpücük konduruverdim, kalçamı içeriye atıp koltuğa oturdum. File çoraplı uzun bacaklarımı içeriye sokarken eniştemin gözleri de açılan yerlerimde, eteğimin altında dolaşıyordu. Apışımı örtemeyen minicik şeffaf külodumu görebildiğinden emindim. Aldırmadım bile…

Oturduğumda kısacık mini eteğimi bütün çekiştirmeme rağmen giymem için zorladığı jartiyerin dantelleri, baldırlarımı meydanda bırakan dizüstü kısa file çorabın konçlarını tutan jartiyer kıskaçları görünüyordu. Eniştem de geçip oturduğunda gözleri mıknatıs gibi oraya takıldı hemen… İç geçirdi bakarken… Çantamı kucağıma koyup onun sikici bakışlarından kurtulmaya çalıştım.

“Nereye gidiyoruz enişte?” dedim tekrar yola koyulduğumuzda… “Beni de böyle giydirdin. Kırmızı lambalı evlerdeki kadınlar gibi oldum sayende…”

Ses çıkarmadı eniştem, homurdandığını duydum… Amsterdam’ın içinde, daracık kanal kenarı sokaklardan, kanalların üzerindeki köprülerden gidiyorduk. Gece olmasına rağmen hava hala tam olarak kararmamıştı her zamanki gibi…

“Bir şeyler yiyelim, açlıktan ölüyorum” dedi. Sonunda bir kaldırım kenarına park etti arabayı, otomata para attı. Tekrar elini belime koydu, yürümeye başladık. Kalabalık, yerli yabancı bir sürü insan gidip geliyordu. Turistler meraklı bakışlarıyla, sağı solu süzmeleriyle hemen belli oluyordu.

Sonunda o klasik dar tuğla cepheli klasik Amsterdam evlerinden sokağa yayılan kırmızı ışıklar dikkatimi çekince dank etti. Kırmızı fener sokağındaydık. Kırmızı ışıklı vitrinler, içinde seksi çamaşırlarıyla müşteri bekleyen her renkte ve yaşta kadınlar, vitrinlere baka baka gezen erkekler, kadınlı erkekli gözleri hayretle dört açılmış turist grupları…

“Aman enişte, nereye getirdin sen beni?” dedim. Ama gözlerim merakla fıldır fıldır etrafta dolaşıyordu. Eniştem belimi daha bir kuvvetli sararak,

“Ah, artık sen de küçük değilsin bebeğim.” dedi. “Seksi bir genç kadınsın. Hem de deli gibi burayı merak ettiğini biliyorum. Tanıyorum ben baldızımı… Benim baldızım küçük, seksi, güzel bir şeytan aslında…”

Güldüm ben de… Önünden geçtiğimiz bir evin önünde küçük bir grup oluşmuştu, onların yanında durduk. Grup ayrıldı, ikimiz kalakaldık kadının önünde… Eniştem arkamda, elleri belimde kadını izliyorduk. Otuzlu yaşlarda, bütün kıvrımları yerinde, jartiyer ve iç çamaşırlarıyla uzun bir taburenin üstüne tünemiş bir kadın… Elinin parmaklarıyla üç gösterip diğer eliyle gel işareti yapıyor, dudaklarını büzüyor, pembe dilini dışarı çıkarıp sokuyordu. Gülerek,

“Ne diyor bu enişte?” diye sordum. “Yanında ben varken seni çağırıyor.” O da kadını baştan aşağıya süzerken kulağıma eğildi

“Kıskandın mı yoksa bebeğim? Yalnız beni değil, seni de çağırıyor. Üçlü yapacakmışız.”

Utandım, başımı çevirmeye, oradan ayrılmaya çalıştım. Yüzüm kızarmıştı. Gözümün önünde üçlü seks sahneleri uçuşuverdi. Eniştem kahkahalarla gülüyor, çenemi tutarak kadına bakmaya zorluyor, diğer kolunu koltuk altımdan geçirmiş, sımsıkı sarmış, hareket etmeme engel olmaya çalışıyordu. Kaçmak için sağa sola çevirip durduğum kalçamda eniştemin sertliğini hissediverdim bir anda… Öylece kalakaldım.

Eniştemin kolu biraz gevşemiş eli karnımda dolaşıyordu. Kısa tişörtüm ve mini eteğimin birleşme noktasından parmakları çıplak tenime değiyor, usul usul okşuyordu tenimi… Tüylerim diken diken olmuştu.

Boynumda eniştemin nefesi, gergin karın kaslarımda okşayan parmakları, arkamda kalçalarımda sertliği, önümde seksi hareketlerle külodunun içinde kaybettiği parmaklarıyla kendini okşayan, eniştemi tahrik edip içeriye sokmaya çalışan seksi bir orospunun bulunduğu kırmızı ışıklı vitrin, etrafta gelip geçerken bize bakanlar…

Of allahım… O hep ıslak hayallerimin kahramanı, yakışıklı, güçlü eniştem arkamda, benim için mi, yoksa karşımızda duran yosmanın tahrikiyle mi bilemiyorum, sertleşmiş erkekliğini kalçalarıma dayamış vaziyette…

Gözkapaklarım yarı kapalı, dudaklarım aralık, zevk ve huşu içinde dizlerim titremeye başlamıştı artık… Bacaklarım tutmayınca kollarından kayar gibi oldum, sımsıkı sardı beni… Boynuma ılık bir nefes bırakarak kulağıma

“Ne diyorsun Gülüm? Yedek kulübesinden sahaya çıkmaya hazır mısın?” diye fısıldadı. “Beni seversin biliyorum. Eniştene bu zor durumunda yardımcı olmak istemez misin?”

Kulak memelerimi okşayan dudaklarından huylanıp kaçınmaya çalıştım, bırakmadı. Hafif devinimlerle önünü kalçama sürtüyor, sertliğiyle kalçalarımı okşuyordu bu arada… Off… İçimde yangınlar yükseliyordu.

“Ne diyorsun enişte? Bırak beni lütfen…” dedim alçak sesle… İçimden de bırakmaması için dua ediyordum. “Ablamı unutuyorsun galiba… Onu aldatmayı çok istiyorsan ben burada bekleyeyim, sen içeri gir, kadın seni çağırıyor zaten…”

“Ablan benim yaptığım kaçamakları bilir bebeğim… Her şeyi… Birbirimizi seviyoruz. Ablan hamilelik annelik modunda şimdi… Benim mahrum kalmamı istemiyor, onun izniyle yapıyorum bazı şeyleri…

“Nasıl yani? Başka kadınlarla olmana razı mı ablam? Şu kadınlarla?”

“Evet canım. Ama “şu kadınlar”ı isteyen kim bebeğim? Benim paralı orospularla işim olmaz. Benim istediğim sensin. Hem de yıllardan beri… Ablanla sevişirken çoğu zaman aklımda sen varsın. Seninle seviştiğimi hayal ettim hep… Ablan da biliyor bunu biliyor musun?”

“Nasıl yani? Neyi biliyor enişte?”

“Seni istediğimi… Seninle sevişmeyi deli gibi istediğimi… Yatağımıza seni de almak istediğimi… Hastanedeki konuşmamızın konusu sendin… Ohh Gül… Gül… Bebeğimm…”

Elini mini eteğimin altına soktu bu arada, kimseden çekinmeden sokak ortasında okşuyordu. Telaşla etrafıma bakındım. Kimsenin aldırdığı yoktu zaten… Kadın da içerden, gülümseyerek, ilgiyle bizi izliyordu. Eliyle beğendiğini belirten bir okey işareti yaptı.

Eniştemin sakarya escort bayan eli jartiyerimin dantelinde, file çorabımın üzerinden çıplak tenimde dolaşıyordu okşaya okşaya küloduma geldi, kukumu avuçlayıp sıkınca inledim. Parmakları çılgın gibi külodumun üstünde, içinde çalışıyor, beni zevkten delirtiyordu. Cinsel organımın dudaklarında elinin yakıcı sıcaklığını duymak… Offf…

“Ahh… Enişte… Yapmaa… Sokak ortasında..” Elini çekti. Keşke çekmeseydi, daha mutlu olacaktım. “Bu kadınla yarışamam ki ben… Bu kadın seni daha mutlu eder. Hem benden daha kadın, hem daha tecrübeli.. Benim yaşım kaç, başım kaç…?“

Eniştem eteğimin altından çıkardığı elini gözümün önüne tuttu. Parmakları ıslaktı. Külodumu ıslatan zevk suyum eniştemin parmaklarını da ıslatmıştı, kırmızı ışıkta pırıl pırıl parlıyordu. Karşımızdaki yarı çıplak fahişeye gösterdi ıslak parmaklarını, kadın yalama hareketi yapar gibi kırmızı rujlu dudaklarını aralayıp dilini çıkarıp uzattı. Utandım.

“Yaşım kaç diyorsun ama benden daha çok isteklisin bu konuda bebeğim” dedi eniştem. “Ve de tecrübelisin, biliyorum. Hiç görmemiş, sevişmemiş, okşanmamış gibi yapma bana… Geçen yaz yazlığa getirdiğin oğlanlarla neler yaptığını biliyorum küçük fahişem…”

“Eniştee…”

“Eniştee…” Beni taklit ediyordu. “Biliyorum, beni kıskandırmak için öpüp koklaşıyordun o veletlerle… Değil mi? Gözümün önünde, bana baka baka sarılıp sarılıp öpüşüyordun havuzda, denizde…”

Ses çıkaramadım. Doğru söylüyordu. Sırf onu kızdırmak, kıskandırmak için oğlanları getirip duruyordum yazlıkta yanlarında kalırken… Sırf bu yüzden öpüşme, koklaşma, hatta oral seks konusunda ihtisas yapmıştım. İrili ufaklı erkeklik organları tanımak, tadına bakmak zorunda kalmıştım eniştemi kıskandırma uğruna… İçime girmek için debelenen oğlanları bir şekilde ikna ediyor, ağzımda boşaltıp yelkenlerini söndürüyordum.

“Hadi gel, evimize gidelim. Seninle sevişmek istiyorum. Seni rahat rahat öpüp sevmek istiyorum.”

İçeride bizi ilgiyle izleyen kadına bay bay yapıp belime sarıldı, çekiştire çekiştire insan kalabalığının arasından geçip arabayı bıraktığımız yere yürüdük. Açlıktan ölüyordum. Giderken küçük bir dükkandan birer patat aldık. Arabaya binerken yine gözleri üstümdeydi eniştemin… Yer gibi, içer gibi bakıyordu bana, açılan bacaklarıma, seksi giysilerle süsleyip paketlediği bedenime…

“Bana da patates ver” dedi elleri direksiyonda, gözleri tüm dikkatiyle yolda iken… Sosa batırıp ağzına uzattım kızarmış patatesi… Sağ eliyle elimi tutup minik patatesi ağzına aldı. Sosa bulanmış parmağımı yaladı diliyle, emdi. İçim bir hoş oldu tekrar…

Kırmızı ışıkta durunca elimdeki külahtan bir patat alıp ağzıma doğru uzattı. Dudaklarımı aralayıp almak istedim. Vermedi. Yan gözle baktım, o da ilgiyle bana, patatesi almak için açılan etli dudaklarıma bakıyordu. Patatesi dudağımda gezdirdi, çekti. Oynuyordu benimle… Ben de dilimi uzatıp üzerindeki sosu yalamaya başladım.

“Ohhh…” diye bir inleme sesi geldi eniştemden… “Harikasın bebeğim…” dedi boğuk bir sesle… Biraz yaladıktan sonra ağzımla kapıp yememe izin verdi. Bir sonraki ışıklarda yine durduk.

“Patat ister misin yine enişte?” diye sordum.

“Senin elinden zehir olsa yerim Gül’üm…” dedi gülümseyerek…

“Hayır, elimle vermem. Yaramazlık yapıyorsun.” dedim. Etrafta kimseler yoktu, önümüzde arkamızda yeşilin yanmasını bekleyen arabalar dışında… Emniyet kemerini çözüp patatesi ağzıma aldım, eniştemin kucağına tırmandım adeta, yemesi için ağzına uzattım.

Göz göze, burun burunaydık. Minik patatesi bir hamlede dudaklarımın arasından aldı. Bırakmadı ama… Saçlarımdan tutup dudaklarıma yumuldu bir anda… Sımsıkı yapışarak öpmeye başladı. Sert erkek dudakları sosa bulanmış, dilinde patates lezzeti…

Bıraksalar sabaha kadar o arabanın içinde eniştemle öpüşebilirdim. Ama olmadı. Yine yeşil ışık, yine arkamızdan bir korna sesi… Mecburen bırakıp yerime oturdum, emniyet kemerini tekrar taktım.. Göğsüm inip kalkıyordu. Mini eteğim sıyrılmış, kasıklarıma kadar çıkmış vaziyetteydi. Elimi uzattım bacaklarımın içlerini okşadım, kasıklarımı da… Külodum su içinde kalmıştı. Parmaklarımla kavrayıp sıktım, zevkle inledim. Gözlerim kapandı.

“Canın çok istiyor değil mi bebeğim?” dedi eniştem… “Mastürbasyon mu yapacaksın yoksa?”

“Ohh… Evet enişte… Çok istiyor… İçim yanıyor sanki…” diye mırıldandım.

“Az kaldı bebeğim, biraz sabret. Biraz sonra eve geliyoruz. Enişten o yaramaz küçük Gül ile ilgilenecek, merak etme.”

Sağ elini uzattı, külodumun üzerinde duran elimi tutup sıktı. Parmaklarımı kıracak gibi, kukumu avuçlatarak sıkıyordu elimi… İnleyerek gözlerimi kapattım, zevkle kendimi arkaya koltuğa bıraktım. Sıkıp sıkıp bırakıyordu elimi…

“Ohhh… Yapma enişte…” diye inledim. İçimin eridiğini hissediyordum.

Elimi tuttu, çekti, kendi önüne götürdü, bacaklarının arasındaki kabarıklığın üzerine bıraktı. Keten pantolonun üzerinden canavarının sertliğini hissedebiliyordum.

“Hadi eve gidene kadar biraz avans ver. Eniştene masaj yap bebeğim…” dedi boğuk sesiyle…

Biraz pantolonun üzerinden sertliğini okşadım, kumaşın üzerinden sıcaklığını avuçlarımda hissetmeye çalıştım. Sonra da emniyet kemerini iyice gevşetip enişteme döndüm. Bu kez sağ elimi pantolonun fermuarına götürdüm, açtım.

Kısa sürede parmaklarım aradığını buldu, baksırının arasından tenini avuçlayabildim. Avuçlarımın altında geceleri ablamı bağırtan, o hep hayalini kurduğum, havuzlarda denizlerde orama burama sürten, mayolardan şortlardan görmeye çalıştığım, geceleri kalkıp kapısını açık bulmaya, görmeye çalıştığım eniştemin canavarı vardı.

“Ne duruyorsun bebeğim?” diye inledi eniştem… “Çıkarsana biraz… Rahatsızlık vermeye başladı, yeni yetmeler gibi pantolonumu kirletmek istemiyorum.”

“Emin misin enişte?” diye sordum etrafıma bakınarak… “İnsanlar görebilir.”

“Merak etme bebeğim. Burası Hollanda… Görseler bile kimse aldırmaz. Hadi çıkar şunu dışarıya… Tanışıp öpüşün biraz…”

Dediğini yapıp pantolonun fermuarını tamamen açtım, avuçlarımdaki sertliği biraz zorlanarak da olsa dışarıya çıkardım. Offf… Böyle güzellik olamaz diye düşündüm. Kocaman, yumruğum büyüklüğünde neredeyse, morumtrak bir baş… Kabarmış kan damarlarının sardığı kalın, pembecik bir gövde…

“Eee? Bakıp duracak mısın daha? Hadi öp şunu… Nasıl buldun peki? O yazlığa getirdiğin basketçi oğlanın siki kadar var mı?”

Yanaklarım kızardı. Ablama yemin verdirerek anlattığım konular demek enişteme de iletiliyormuş. Ah gevşek ağızlı ablam, bilmeliydim bunu…

“Karşılaştırma bile kabul etmez enişte…” dedim ben de…

“Hadi öp artık… Senin o etli dudaklarının arasında hayal ettim hep benim ufaklığı… O pembecik dilinle yaladığını… Gerçekleştir şu hayalimi…”

“Demek ki aynı şeyleri hayal ediyormuşuz enişte…” diyerek gülümsedim. Kemerimi iyice gevşetip eniştemin kucağına eğildim. “Yazlıkta ablamı bağırttığın gecelerde bunun hayaliyle kendimi okşadım, tatmin ettim kendimi bildim bileli…”

“Oh benim azgın baldızım… Biliyordum. Zaten sen duyasın diye özellikle bağırtıyordum ablanı… Sike sike bağırtıyordum. Çıkıp gelseydin, seni de aramıza alacaktık. Konuşma artık istersen… Ağzına al şu yarrağımı…”

Dudaklarımla başına bir öpücük kondurdum. escort sakarya Bir daha… Bir daha… Sonra dudaklarımı aralayıp başını minicik ağzıma almaya çalıştım. Zor işti. Fakat yine de başardım. Dudaklarımla sıktım, içeriden dilimin ucuyla başında gezindim.

“Ohhh bebeğimm…” diye inledi eniştem. “Harikasın…” Uzun sarı saçlarımı okşuyordu bunu söylerken… Saçımı tutup başımı yan çevirdi, kendine doğru…

“Bana o dilini göstersene bebeğim…” dedi boğuk sesiyle…

Dilimi çıkarıp gösterdim, sonra tekrar işe koyuldum. En iyi bildiğim işi… Oral seks… Ağzımı şapırdata şapırdata… Islak ıslak…

“Yeter artık bebeğim…” dedi sonunda eniştem… Nerdeyse direksiyonun üstüne kapanmıştı zevkten… “Kaza yaptıracaksın bana… Öldürüyorsun beni… O dudakların, o dilin öldürüyor beni…”

Doğruldum. Elimin tersiyle ıslak dudaklarımı, çenemi sildim. Yan gözle bana baktı eniştem,

“Rujun dağılmış küçük fahişem…” dedi.

“Yarısı senin aletinde duruyor enişte…” dedim gülümseyerek… Islak, dimdik başını kaldırmış, pantolonun önünde havaya dikilmişti erkeklik organı… Dediğim gibi başında, kenarlarında benim ruj lekeleri vardı.

“Ne zaman, nerden öğrendin bu kadar güzel yalamayı kız? Ablanı bunca yıldır sikiyorum, bu kadar güzel oral yapmıyor nerdeyse…” dedi. Koltuklarım kabardı bunu söyleyince… Demek ki işimi iyi yapıyordum.

“Teşekkür ederim eniştecim. Pembe yalan söylediğini biliyorum ama, çok pratik yaptım.” Etrafıma bakındım, her zamanki Hollanda havası, yola çıkarken açık olan hava kapanmış, yağmur deli gibi yağmaya başlamıştı. Silecekler yetişmiyordu. “Daha gelmedik mi enişte?“ Bacağımı okşadı.

“Az kaldı bebeğim. Biraz sonra evdeyiz.”

Dediği gibi biraz sonra evin sokağındaydık. Türklerin yoğun olduğu Zandam’da oturuyorlardı ama bizim dört katlı eski binadaki komşuların hepsi Hollandalıydı. Sokakta bir tur atıp boş park yeri aradık bir süre… Evin epey uzağında bir yer bulup park ettik. Yağmur hala bardaktan boşalırcasına yağıyordu.

“Bu kıyafetlerle çıkarsak sucuk gibi ıslanırız. Ne dersin, biraz bekleyelim mi?”

“Olur enişte, sen bilirsin” dedim. Arabanın radyosunu açtı, güzel, slow bir müzik ses sisteminden yayılmaya başladı. Arabanın tavanına vuran yağmurun sesi müziğin notalarına karışıyordu. Göz göze geldik eniştemle… Mmm… Yine o delici bakışlarla bakıyordu bana… Kendimi arkaya bıraktım, koltuğa iyice yayıldım. Dudaklarım ve bacaklarım yarı aralık, slow müzik ve yağmurun sesi kulaklarımda, erkeğin harekete geçmesini bekledim.

Fazla sürmedi. Yanıbaşımda emniyet kemeri açıldı, araba eniştemin ağırlığıyla şöyle bir sallandı. Az sonra dudaklarımda eniştemin dudakları, bacaklarımın arasında parmakları gezinmeye başlamıştı bile… Ağzının içinde zevkle inledim.

“Ohhh… Eniştemm…”

“Canımm… Bebeğimm…” diye diye öpüyor, eli külodumun içine dalmış, üçgenimi yoğuruyordu bir yandan…

Bense onca zevke, onca kendimden geçmeme rağmen yine de kendimi veremiyordum. Park ettiğimiz kaldırımın yanından tek tük de olsa, şemsiyeli yağmurluklu insanlar geçip gidiyordu. Kimi aldırmıyor, kimi eğilip şöyle bir bakıyordu. Park etmiş otomobilin içindeki hareketlilik dikkatlerini çekiyordu bazılarının… Memişlerimi yoğuran elini tuttum eniştemin,

“Enişte…” dedim soluk soluğa… Durdu, dudaklarını dudaklarımdan çekip yüzüme baktı,

“Ne oldu bebeğim?” diye sordu.

“Hadi eve gidelim, burda rahat değilim ben… İnsanlar bize bakıyorlar.”

“Baksınlar canım. Dedim ya, o kadar önemli değil. Çıkarsak ıslanırız.”

“Islanmaya razıyım enişte. Ne yaptığımızı görüyorlar, rahatsız oluyorum.”

“Peki bebeğim. Prensesim. Çıkalım.”

Çıktık. Bardaktan boşanırcasına, felaket bir yağmur yağıyordu. O kuzey yağmurunun altında bir hayli uzakta kalan evin kapısına kadar elele koşturduk. Apartman kapısına geldiğimizde ikimiz de sucuk gibi olduk. İkinci kata, eniştemlerin dairesine geldiğimizde hala sular akıyordu üstümüzden.

İçeriye girdik, kapıyı kapattı eniştem, yüzüme baktı. Yağmur sularının sırılsıklam yaptığı giysilerime… Onun giysileri de benden farklı değildi. Uzanıp iki elimi tuttu. Kendine çekti, sarıldı. Fare gibi ıslanmış uzun sarı saçlarımı tutup iki yana ayırdı, yüzümü dudaklarımı meydana çıkardı. Islak yanaklarımdan süzülen yağmur suyunu elleriyle sıyırdı, sonra da eğilip dudaklarıyla kurulamaya çalıştı.

Amsterdam’ın havası normalde serindi bu mevsimde ama yağmur da üstüne binince epey üşümüştüm. Islak giysilerimle donuyordum adeta… Sokuldum enişteme, kulak mememde dolaşan dudaklarından kurtulmaya çalışarak

“Enişte, çok üşüdüm, donmak üzereyim.” dedim.

“Şu üstündekileri çıkaralım hemen bebeğim. Senin hasta olmanı istemem.” diyerek üstümdeki bluzu, eteği, ayakkabılarımı, ıslak file çorabımı, ne varsa çıkarmaya koyuldu. İç çamaşırlarımla kalmıştım sadece… Öyle bırakacak zannederken önce sütyenimin kopçasını çıkardı arkamdan, sonra da tanga küloduma yöneldi.

“Enişte, bırak…” diyordum ki, külodumu aşağıya indiriverdi.

Havva kılığında kalmıştım eniştemin karşısında… Refleksle ellerimi mahrem noktalarıma götürerek saklamaya çalıştım istemsiz… Gülümseyerek ellerimi tutup iki yanıma indirdi. Çırılçıplaktım… Savunmasız… Elimi tutup etrafımda döndürdü yavaşça… Tekrar yüz yüze geldik. Hayranlıkla, her noktamı içercesine süzüyordu eniştem… Bir nefes koyuverdi,

“Ohhh… Taş bebek gibisin yavrum… Barbi bebeğim benim…”

Onun bakışlarıyla bile tahrik oluyordum. Kasıklarım alev alev yanıyordu. Bacaklarımı sıkıştırıp kıvrandım.

“Enişte… Öyle bakma bana…” diyebildim.

“Nasıl bakmayayım sana bebeğim? Söyle nasıl bakmayayım? Bir dişi bu kadar mı güzel olur, her yeri bu kadar mı ölçülü olur, bu kadar mı hem masum, hem seksi olur?”

Bunu söylerken üzerindeki giysileri çıkarıyordu ağır ağır… Ceket, gömlek çıktı. Hafif kıllı geniş göğsü, gergin karnı ve kollarının kasları göründü. Sonra pantolonun kemerini açtı. Karşısında çırılçıplak dikilmiş, eniştemin striptiz şovunu izliyordum ağzım açık… Ve her çıkan giysiden sonra altındakileri görmek için sabırsızlanarak…

Pantolonunu bacak kaslarından aşağıya sıyırmaya çalıştı, ayak bileklerine düştü pantolon… Altındaki baksırı da muzip hareketlerle, gösteri sanatçılarını taklit ederek, kalçalarını öne arkaya sallayarak aşağıya gönderdi. Ayaklarıyla tekmeleyip attı giysilerini…

Kalçalarını sallarken önündeki taş kesilmiş penisi de yay gibi gerilip sallanıyordu. Bacaklarının arasında havaya dikilmiş kalın bir et parçası, damarları boğum boğum, mor başı yumruğum büyüklüğünde, testisleri altta irice bir yumurta şeklinde sallanmakta…

Ben daha fazla ayrıntılarını inceleyemeden kollarını kocaman açıp beni sarıverdi bir anda… İki çıplak beden bir anda birbirine yapışıverdi. Önündeki sertlik bacak arama, karnıma bastırmasına rağmen üşüyen bedenimi, onun sıcaklık yayan tenine mutlulukla yapıştırdım. Kollarının arasında kedi gibi mırıldanasım geldi.

Bir anda kollarının arasına alıp yatak odasına götürdü beni… Geniş tiril tiril yatağın üzerine uzatıp kendi de yanıma uzandı. Çıplak bedenimle onun çıplaklığına sarıldım. Sonsuza kadar onun kollarında kalabilirdim. Beni saran kolların, sırtımı, belimi, kalçalarımı okşayan ellerin etkisiyle tüylerimi diken diken yapan üşümem geçti az sonra… Tam aksine, içimden gelen bir sıcaklık kasıklarımdan yayılarak tüm vücudumu kaplamaya başladı.

“Mmmm… Eniştemm…” diye mırıldandım hoşnutlukla…

“Canımm… Bebeğimm…” diye yanıtladı beni eniştem okşamayı kesmeden…

“Üşümem geçti enişte… Yanmaya başladım şimdi…” diye durumumu bildirdim

Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Bir cevap yazın